POLİTİK SÜRGÜNLER (1) PDF Drucken E-Mail
Geschrieben von: Erkiner   
Sonntag, den 16. Dezember 2012 um 17:32 Uhr

Engin Erkiner: Politik sürgünlerin durumu ve bu konuda yapılması gerekenler içerikli toplantı dün Köln’de yapıldı. Almanya’nın yanı sıra Avusturya, Belçika, Fransa, İsviçre ve İngiltere’den katılan arkadaşlar vardı. Sonuçta yüz civarında insan katıldı denilebilir.

Toplantı çok sayıda kişi tarafından duyulmuş ama yoğun bir ilgi olduğu da söylenemezdi.

En başta büyük bir envanter eksikliği bulunduğu değişik konuşmacılar tarafından ifade edildi. Kaç tane politik sürgün var, ancak genel bazı rakamlar verilebiliyor.

Bunlar arasında –geçtiğimiz aylarda Avusturya’da yaşanıldığı gibi- intihar edenler var. Kaç kişi, bu da bilinmiyor.

1980 sonrasında 34 bin politik sürgünden söz ediliyor ama 1990 sonrasında gelen Kürtler bunun dışında olsa gerek… Zira 12 Eylül’den sonraki birkaç yıl içinde sadece değişik Avrupa ülkelerine politik nedenlerle gelmek zorunda kalanların sayısı 30 bin olarak tahmin ediliyor. Genel rakam şu anda değişik Avrupa ülkelerinde 100 bin civarında politik sürgünün bulunduğu…

Politik sürgün tanımı da tartışmalı bir tanım, bu kapsama kimler giriyor?

Ülkesinden politik nedenlerle ayrılmak zorunda kalmak tanımlardan bir tanesi…

Ekonomik nedenlerle ayrılanların büyük bölümünün de politik iltica pasaportu aldıkları düşünülürse, sayının neden özellikle karıştığı iyice ortaya çıkar.

Bazı arkadaşlar sürgünü şu veya bu nedenle doğup büyüdüğü topraklardan ayrılmak olarak görüyorlar ve bu durumda politik sürgün gibi ayrı bir tanımlamaya gerek kalmıyor. Göç ile politik sürgün aynı şey oluyor.

12 Eylül sonrasında politik nedenlerle ülkeyi terk etmek zorunda kalanların durumları da sonraki yıllarda aynı kalmıyor. Bunların önemli bir bölümü davalarının düşmesiyle ülkeye gidip gelebiliyorlar. Ülke dışında yaşıyorlar ama ülkeye gidememek gibi bir sorunları bulunmuyor.

Politik nedenlerle ülkeden ayrılmak zorunda kalmış ve halen de gidemeyenlerin sayısı da hiç az değil… Özellikle Kürtler bu rakamı oldukça yükseltmiş durumdalar…

Sonuçta kaç politik mülteci var sorusu, politik mülteci nasıl tanımlanır sorusuyla iç içedir. Göç ile politik mülteciliği aynı görürseniz –bence doğru değildir- Avrupa ülkelerindeki sayı 5 Milyon civarındadır.

Politik mülteciliği politik nedenlerle kısıtlarsanız, bu konuda kesin rakam vermek neredeyse mümkün değil çünkü çok sayıda ekonomik mülteci politik olarak iltica etti… Daha sonra statüsünü değiştirdi, ama Avrupa ülkeleri genelinde bunu izlemek neredeyse mümkün görünmüyor.

Günümüzün en bilinen iki politik sürgünü Pınar Selek ve Necati Abay…

İlki Fransa’da, ikincisi ise Almanya’da bir iltica kampında bulunduğu için toplantıya katılamadı.

Buradan daha somut sorunlara geçilebilir…

Politik mülteciler, toplantının açılış konuşmasında da belirtildiği gibi, sol tarafından bugüne kadar sorun yapılmadı. Burada sorun iki yanlıdır: politik sürgünler kendi konumlarını güncelleştiremediler ve ülkedeki sol da konuyla ilgilenmedi.

Bir ifadeyle, “ülkedeki sol bunlar artık Avrupalı oldu” diye meseleye yaklaştı…

Gerçek durumla ilgisi yok…

Bambaşka koşullarda doğup büyümüş, eğitim görmüş ve mücadele etmiş insanların Avrupalı olması o kadar kolay mı sanıyorsunuz?

Zaten Avrupalı teriminin kendisi de sorunlu…

Çeşitli çeşit Avrupalılık var, hangisinden söz ediyorsun?

Avrupalılık çoğu insan için Avrupa topraklarında yaşamak, başkaca bir anlamı bulunmuyor.

İnsanlar Avrupalı da olabilirler, bunda kötü bir yan yok; bütün mesele bundan ne anlaşıldığının iyi tanımlanmasıdır.

Londra’dan gelen bir kadın yılların büyük derdini güzel özetledi:

“Türk ve Kürt halkı için mücadele için orada bulunmak gerekir, dışarıdan bir şey yapılamaz anlayışı yıllarca politik mültecileri pasifize etti, çürüttü.”

Aklıma 25-30 yıl öncesinde vermek sorunda kaldığım kavgalar geldi.

Başından beri bu anlayışı savundum: Avrupa ülkelerinde yapılabilecek çok sayıda iş var, ülkedeki devrimci harekete buradan önemli destek sağlanabilir…

Ve o yıllarda ne itirazlar vardı, sormayın…

En bilineni, geri dönüp orada mücadele edeceğiz idi.

Dönebiliyorsan dön tabii de, dönmek sadece senin isteğine bağlı değil…

Aranan birisi olduğuna göre, ülkeye gizlice girmekle iş bitmiyor. Orada seni saklayabilecek ve politik çalışma yürütmeni sağlayabilecek küçük de olsa bir yapı gerekli. Bu yapı olmadan orada bir şey yapamazsın. Bu yapı olmadan ülkeye girebilsen bile turistik gezinin gizli olanını yaparsın, ötesine geçemezsin…

12 Eylül sonrasında çok sayıda örgütte böylesine bir yapı kalmamış, faşizmin darbeleri altında dağılmıştı.

Aynı mantığı sonraki yıllarda ülke dışında silahlı eğitim gören insanlar için de duyduk.

“Silahlı eğitim gördüler, ama neden ülkeye gelmediler?”

Evet, çok sayıda kişi 1980’li yıllarda özellikle Filistin’de silahlı eğitim gördü, ama ülkeye dönmek yerine Avrupa’ya gitti.

İçlerinde dönmek istemeyenler de mutlaka vardı, ama asıl sorun bu değildi.

Mücadele nasıl örgütlenir konusunda fikri olmayan ama bol miktarda konuşmakta da mahzur görmeyenlerin unuttuğu nokta şuydu:

Ülkeye 50 tane silahlı eğitim görmüş insan geldi, diyelim. Ne yapacak bunlar?

İstihbarat, barınma imkanları, iaşeyi sağlayacak yapı olmadıktan sonra bu 50 kişi bir süre dağlarda geçse ne olur, gezmese ne olur?

Kısa sürede yok edilirler…

Dışarıdan gelen içerdeki küçük bile olsa çalışan bir yapının çerçevesi içinde faaliyet göstermek durumundadır. İçerde bu yapı yoksa, dışarıdan gelen ya öldürülür ya da yakalanır; hem de kayda değer bir iş yapamadan bu durumla karşılaşır…

1980’li yıllarda Avrupa ülkelerindeki insanlar “döneceğiz” gerekçesine sığınarak yıllarca kendilerine pasifize ettiler ve çürüdüler.

Özal döneminde çıkan infaz yasası ve 141. ve 142. maddelerin kaldırılması ile ilk yasal dönüş imkanı 1992’de ortaya çıktı ve bir bölüm insan geri döndü. Ne ki, bunların sayısı politik sürgünlerin genel nüfusu içinde fazla değildi. Kalanların bir bölümünün ise yıllar içinde davaları düştü ya da zamanaşımı ortaya çıktı. Böyle oldu ama en az on yıl süren çürümenin ardından bir bölüm insandan artık hiçbir şey olmazdı.

Aradan 25-30 yıl geçtikten sonra bu anlayış nihayet aşılmış görünüyor.

Bunun önemli nedenlerinden bir tanesi Kürt hareketi olsa gerektir. Kürt hareketinin çok sayıda kadrosu ve kurumu Avrupa ülkelerinde bulunuyor. Bu ülkelerden gerillaya katılan ve hayatını kaybeden çok sayıda insan söz konusudur. Yürütülen başka bir sürü faaliyet de var.

Ortada bu kadar açık örnek varken hala “mücadele orada verilir” gerekçesine sığınmak komik bile olmazdı.

Avrupa ülkelerindeki Türkiye solunun yıllarca süren bu sorununun oluşumunda ülkedeki solun da katkısı az değildir.

Kendileri orada bir şey yapamazlar ve bunu kapatmak için de ülke dışındakine üstünlük taslarlar…

Yıllarca kendilerini kandırdılar ve sandılar ki Avrupa ülkelerindeki Türkiye soluna üstünlük taslayınca bir şey olacak…

En az 20 yıldır değişik ülkelerdeki sol örgütler içinde Türkiye solunu ciddiye alan tek örgüte rastlamadım.

Haklılar, başka ne söylenebilir ki…

Kendi kendine gerçeklikle ilgisi bulunmayan teoriler uydurur, bunlarla avunur, ardından çürüme artık saklanamaz düzeye ulaşınca da “neden böyle oldu?” diye sorar…

Çok geç olmakla birlikte bu anlayış artık aşılmış görünüyor.

 

Sürecek…

 

 

 

Zuletzt aktualisiert am Sonntag, den 16. Dezember 2012 um 17:34 Uhr