|
Engin Erkiner: Önceden de belirttiğim gibi devlet teorisine çalışıyorum ve epeyce ilerledim. Yine önceden belirtmiştim, sosyalizme anarşizm üzerinden geldim. Anarşizmi teorik olarak ana hatlarıyla yıllardan beri bilirim. Anarşist devlet teorisi tek değil, kendi içinde ayrışmalar yaşamıştır. Anarşizmde teorik olarak esas kişi Bakunin’dir. Birinci Enternasyonal’de Marx ile çatışmış ve örgütün dağılması da bu anlaşmazlık nedeniyle olmuştur.
Anarşizmin ve Markçı sosyalizmin amacı aynıdır: kapitalizmin ortadan kaldırılması ve komünizme ulaşılması… Ayrılık bunun nasıl yapılacağında ortaya çıkmaktadır. Bakunin Kapital’i kabul eder ama proletarya diktatörlüğünü daha doğrusu devleti bir süre için bile olsa gerekli gören her türlü anlayışı reddeder.
Bakunin dönemindeki devrimci Ruslar gibi yıllarca sürgünde yaşamıştır. Bakunin’in İsviçre’deki sürgünüyle ilgili olarak E. H. Carr’ın Romantik Sürgünler kitabında ayrıntılı bilgi vardır.
Bakunin’e göre devletin şu veya bu çeşidiyle insanlığın kurtuluşu mümkün değildir. Proletarya diktatörlüğü devleti yeni baskı rejimine yol açacaktır. Devlet, içinde sorumluluk alanları yozlaştırır, dönüştürür. Baştan sosyal demokrat olabilirler (o yıllarda sosyalistler sosyal demokrat olarak adlandırılırdı) ama devlet içinde yer alınca bürokratlara dönüşürler.
Bakunin’in alternatifi devrimin ardından devletin yıkılması ve yerine –geçici olduğu iddia edilse bile- başka devlet konulmamasıdır. Yeni toplum yukardan aşağıya devlet aracılığıyla değil, devletsiz olarak aşağıdan yukarıya inşa edilmelidir.
Bu nasıl olacaktır, Bakunin’in önermesi yoktur.
Konu şu nedenle önemlidir: kapitalist rejimde yıllarca yaşayan kitle (az sayıda birey değil, kitle) o rejimde sosyalleşir ve kaçınılmaz olarak rejimin güçlü izlerini bünyesinde taşır.
Kapitalist rejim çürümüş rejimdir deniliyor ki, doğrudur, böyle bir rejimde yıllarca yaşayan, sosyalleşen kitle de çürümüş değil midir? Bu kitlenin kendiliğinden örgütlenmesi temelinde mi insanlığın kurtuluşu gerçekleştirilecektir?
Bakunin kitleye yeterli gerekçe göstermeden fazla güveniyor. Kitlenin çok şeyi yapabileceğine inanıyor ki tarihte bunun ancak kısa süren örnekleri vardır. Mesela bırakın devrimi her kitlesel hareketin başlangıcında taban örgütlenmesi vardır; bunlara sovyetik ya da komün tipi örgütlenme de denilebilir. Kısa süre sonra bu örgütlenmeler dağılır. Bu dağılma sadece dış müdahaleyle olmaz, taban örgütlenmesinin kendi içindeki çelişkiler de dağılmayı getirir, hızlandırır.
Kişinin tarihsel örnekleri dikkatle izlemesi ve değerlendirmesi gerekir.
1918-1919 başarısız Alman devrimini çoğu kişi bilmez. Bu devrimde mesela Hamburg’da kurulan sovyeti ve bu sovyeti kuranların çıkardığı sonuçları bilmez. Bu tür örgütlenme ancak dar alanda –belediye gibi- uygulanabilir, ülkeye yayılamaz ve önemli sorunlarla karşılaşır. Hatırlanacak olursa Paris Komünü de belediye sınırları içinde kalan bir deneyimdir.
Lenin’in devrimden sonra taban örgütlenmelerine (Sovyetlere) yönelttiği eleştiriler için E. H. Carr’ın Bolşevik Devrimi’ne bakabilirsiniz (üç cildi de Türkçede yayınlanmıştır). Lenin devrimin çözülmesi gereken acil görevleri bulunduğunu, taban örgütlerinin ise bitmez tükenmez tartışmalardan kendilerini kurtaramadıklarını belirterek gerektiğinde tek kişinin sorumluluk alabileceğini söyler.
Aynısını özellikle Almanya’da yapılan Türkiye insanının taban örgütlenmelerinde yaşadık. Bitmez tükenmez tartışmalar, karar almak zor ve çok tartışma var ama sonuç yok, karar yok, olanları da hayata geçemiyor.
Bu nedenle eskiden beri iyi denetlenen merkezi örgütlenmeyi savunurum.
Bu örgütlenmede yanlış yapılabilir ama alternatif diye savunulan taban örgütlenmeleri genellikle yanlış bile yapamazlar.
Merkeziyetçilik üzerinde iyi denetim kurarsınız, yönetimi dönüşümlü yapabilirsiniz ve başka önlemler de alınabilir.
Sonuca bakmak gerekir. Eksikleri de olsa bir şeyler yapabilen örgütlenme, uzun tartışmalarla zaman geçiren örgütlenmelerden iyidir.
Zizek’in hangi kitabında yer alıyordu hatırlamıyorum ve Türkçede de yayınlanmıştı. Diyordu ki: sosyalistler kendilerine özgü devlet teorisi geliştiremediler. Çabaları olmadı değil ama yapamadılar.
En başta şunu görmek gerekiyor: marksist sosyalizm teorisinin önemli oranda değişmesi gerekiyor. Bu teori dünya devrimi öngörüsüne dayanır. Böyle bir devrimde sosyalizmin rakibi yoktur ve zaten proletarya diktatörlüğü de iktidardan uzaklaştırılmış burjuvaziden kalanların direncini kırmak için gereklidir ve uzun süremeyecek bir dönemdir.
İlk olarak Almanya Sosyalist Birlik Partisi’nin Genel Sekreteri Ulbricht 1970’de bu belirlemeyi değiştirmiş ve sosyalizmin uzun sürecek bir dönem olduğunu ve komünizmin ilk aşaması olmadığını açıklamış ama daha ileriye gidememiştir.
Sosyalizm güçlü bir rakiple birlikte yaşamak zorunda olduğu için devletli olmak zorundadır.
Nasıl bir devlet, yaşanan deneylerin ışığında bunun belirlenmesi gerekiyor.
Karşımda yaklaşık 900 sayfalık eski bir kitap duruyor. Ne zaman almıştım hatırlamıyorum: Bakunin – Devlet ve Anarşi. Devlet üzerine yazılarının yanı sıra mektuplarını da içeriyor. Kitabın adı bütün yazılar değil ama önemli bütün yazılarını içeriyor.
Okunmasa bile karıştırılması gerekiyor.
Önümüzdeki yıl umarım hazırlanmasını tamamlayacağım devlet teorisi kitabında (basılacak) anarşizmin devlet teorisinin de incelenmesi gerekiyor.
|