TURKIYE-SURIYE PDF Drucken E-Mail
Geschrieben von: Erkiner   
Samstag, den 23. Mai 2009 um 07:24 Uhr
Engin Erkiner: Değişik düzeyde bakanların ziyaretlerinin ardından, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de Suriye’yi ziyaret etti ve Suriye Devlet Başkanı Beşar El Asad ile “değişik konularda temaslarda” bulundu.

Türkiye dış politikasında Suriye’ye yönelik bu ilgi nereden kaynaklanıyor? 

Soru başka türlü sorulduğunda daha açıklayıcıdır: Suriye’nin Ortadoğu’daki önemi nereden geliyor? Suriye’nin dikkat çekici bir doğal kaynağı bulunmuyor.

Küçük ve nüfusunun büyük bölümü yoksul, dolayısıyla iç pazarı küçük olan bir ülke. Türkiye ile Suriye arasında son yıllarda gelişen ticari ilişkiler, özellikle sınır ve sınıra yakın bölgeler için bir oranda önem taşısa da, Türkiye’nin genel dış ticaret hacmi içinde önemli bir bileşen oluşturmuyor. 

Suriye orduya ve polis örgütlenmesine büyük önem veren bir ülke olmasına karşılık, dikkate değer bir askeri güce sahip değil. Bölgenin en önemli iki askeri gücü, İsrail ve Türkiye yanında, Suriye ordusunun esamesi okunmaz denilebilir. 

Suriye, bulunduğu bölgede, ekonomik ve askeri gücünün üzerinde bir etkinliğe sahiptir. Suriye bu etkinliğini, komşu ülkelerde kurduğu ya da desteklediği örgütlere borçludur. Filistin’de Hamas, Lübnan’da Hizbullah Suriye ile yıllardan beri yakın ilişki içindedir. Suriye bu örgütlere çeşitli lojistik olanaklar sağlar ve ekonomik olarak da destekler. Bu desteğin karşılığı, Suriye’nin bu örgütler üzerinde etkin olmasıdır.  

Suriye, bu nedenle, Ortadoğu’daki barış ve yeniden yapılanma sürecinde dikkate alınması gereken bir ülkedir. Suriye askeri ve ekonomik gücü nedeniyle değil, Hamas ve Hizbullah üzerindeki etkinliği nedeniyle dikkate alınmalıdır. Türkiye’nin Suriye’ye yönelik ilgisinin temelinde de bu olgu yatıyor. 

Ortadoğu’da güçler dengesi yeniden kuruluyor. ABD’nin yeni yönetimi İsrail’in bölgede istikrar değil istikrarsızlık kaynağı olmasından hareketle, Türkiye’nin de devreye girmesini istedi. İsrail-ABD ilişkileri, Bush dönemine göre “soğumuş” durumda…

Burada anlatılmak istenilen, ABD yönetiminin, Bush döneminde olduğu gibi, İsrail’e “açık çek” vermekten geri durmasıdır. Yoksa İsrail’in ABD’nin bölgedeki iki önemli müttefikinden birisi olma durumu değişmiş değildir. (Öteki müttefik Türkiye’dir) 

Türkiye’nin “yeni pan islamizm” temelinde bölgeye yönelmesi, bölgedeki barış ve yeniden yapılanmanın etkin bileşenlerinden birisi olması, Suriye ile ilişkilerin yakınlaştırılmasını gerektirir. Suriye de buna dünden hazır. Suriye, bölgeye ilişkin ABD planlarının bir tarafında yer almayı kabullenmiş durumda. Bu kabullenmişlik, Suriye’nin yıllardır sürdürdüğü “her yeni oluşumun içinde olmak” politikasına da uygundur. 

Suriye yönetiminin ülke içini “güvenceye almak” için Kürtlere yönelik baskısını yoğunlaştırması dikkat çekicidir. Aylar önce tutuklanan Kürt insan hakları savunucusu Mashal Tamo 3,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ülkenin bazı bölgelerinde Kürtçeyi yasaklama girişimleri var. Özellikle sınıra yakın bölgede Kürtlerin ellerindeki gayrı menkuller alınıyor. Ve bu arada, Türkiye ile yakınlaşmanın doğal sonucu olarak ülkedeki Türkmenlere daha fazla hak tanınıyor. 

Suriye, bir “halklar hapishanesi” olduğunu ve dış politikadaki yönelimlerine göre ülke içindeki farklı etnik gruplara karşı politikasını değiştirdiğini de bir kere daha gösteriyor. 

Türkiye ile Suriye arasında sınır bölgesinde yapılan ortak askeri tatbikat, iki ülke arasındaki ilişkinin –İsrail’i endişelendirecek kadar- geliştiğini gösteriyor.  

Buradan çıkan sonuç, Türkiye ile İsrail arasındaki kapsamlı askeri ve ekonomik işbirliğinin bozulacağı değildir. Bu işbirliği devam ediyor. Türkiye, silahlanmasının önemli bir bölümünü yine İsrail aracılığıyla gerçekleştiriyor.  

Değişen, Türkiye’nin de Ortadoğu’da ağırlığı olan bir aktör olarak iyice ortaya çıkmasıdır. Bu bağlamda Suriye ile gelişen ilişkileri, Başbakan Erdoğan’ın “Davos’ta İsrail’e karşı artistik çıkışı”nın devamı olarak görmek yanlış olmaz. Ortadoğu’da İsrail ile Filistin arasındaki sürekli bozulup yeniden kurulan barış sürecinde aktif olarak yer almak isteyen, İsrail’in yanı sıra Hamas ve Hizbullah’ın da daha iyi denetlenmesini isteyen Türkiye, kaçınılmaz olarak Suriye ile olan ilişkisini geliştirmek zorundaydı. 

Ortadoğu’nun sürekli değişen güç dengeleri içinde bunun ne kadar kalıcı ve Türkiye açısından fonksiyonel olacağını zamanla göreceğiz. Şimdilik herkesin herkesle “iyi ilişkiler” içinde imiş gibi göründüğü bir çeşit geçiş dönemi yaşanıyor. 

Türkiye’nin bu çıkışının hedeflerinden bir tanesi de İran’ın bölgedeki etkisini azaltmaktır, ama İran ile Türkiye, PKK’ye karşı daha fazla ortak hareket ediyorlar. Benzeri bir durum Suriye için de gündemdedir. ABD, Irak’taki askeri gücünü azaltmak ve savaşın kaybedilmek üzere olduğu Afganistan’a yönelmeyi hedefliyor. Bu amaçla bölgede sürekli istikrarsızlık kaynağı olan İsrail ile ilişki “biraz” gevşetilirken, bölgede Türkiye’nin etkinleşmesi destekleniyor. (Obama, başkan seçilmesinin hemen ardından boşuna Türkiye’ye gelmedi.)  

Sanıldığının aksine BOP (Büyük Ortadoğu Projesi)’nin bitişiyle değil, yeni bir versiyonuyla karşı karşıyayız.  

Zuletzt aktualisiert am Samstag, den 23. Mai 2009 um 07:28 Uhr